ArticleIDPicAddressSubjectDate
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
 
 
 
 
 
 
 
ViewArticlePage
 
 
 
  • Allah Resulü ve Ehl-i Beyt'ten Hadisler İKİNCİ BÖLÜM  
  • 2010.03.06 10:16:43  
  • CountVisit : 380  
  • Sendtofriend
  •  
  •  
  • Geçen sayımızda, Allah Resulü ve Ehl-i Beyt'inden hadisler bölümünde Ehl-i Beyt mektebinin ana hadis kaynağı olan El-Kafi kitabını esas alacağımızı kaydetmiş ve bu doğrultuda seçme hadislerin birinci bölümünü önceki sayımızda görmüştük. Bu sayımızda bu hadislerin devamını ele alacağız. Mezkur kitabın "Akıl Bölümü"nün onbirinci hadisi aşağıdaki gibidir:

    11-Ahmed bin Muhammed bin Halid'den o da ashabının birinden, o da merfu olarak Resulullah'tan naklen dedi ki:

    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:

    "Allah, kulları arasında akıldan daha üstün bir şeyi pay etmiş değildir. Dolayısıyla akıllının uykusu cahilin (akılsızın) uyanıklığından yeğdir. Akıllının yerinde oturması, cahilin hareket etmesinden yeğdir.

    Allah, hiçbir nebi ve resulü, aklını kemale erdirmeden ve aklı bütün ümmetinin aklından daha üstün olmadan göndermemiştir. Peygamberin içinde gizlediği, çaba gösterenlerin çaba gösterip ulaştığından daha üstündür.

    Kul, akledip Allah'tan olduğunu anlamadan Allah'ın farzlarını yerine getiremez. İbadet edenlerin tümü, ibadetlerinin değeri noktasında akıllının ulaştığı yere ulaşamaz. Akıllılar, yüce Allah'ın haklarında; "Ancak akıl sahipleri öğüt alır." [1]buyurduğu kimselerdir."

    Bu hadis de Ehl-i aklın, önem, değer mevkiini beyan eden kutlu hadislerden bir diğeridir. Bu hadiste dikkati çeken üç önemli nükte vardır:

    Birincisi;aklın Allah'ın kullarına bahşettiği en değerli nimet oluşudur. Aklın en değerli nimet oluşuna bu kadar yeter ki, hadiste de işaret edildiği üzere, akıl dışı bütün nimetler değer bulmakta akla bağlı iken, aklın kendisi, kendi başına yegane değer kaynağı olup değer bulmasında kendi dışında hiçbir şeye muhtaç değildir. Gerçekten de akıl ister dünyevi ister uhrevi olsun, bütün değerlerin yegane merciidir. Akıl dışında her şey, değerini ancak akıldan alır; akıl ise bu açıdan kendi dışında hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Bütün dünya bir insanın olsa, aklı olmazsa, sahip olduğu bütün dünya bir kuruş etmez. Bütün ahiret de yine bir insanın olsa, aklı olmazsa, sahip olduğu şeyler bir anlam ifade etmez. Her şeye anlam veren sadece akıldır. Velhasıl; aklın değeri, zatı itibariyle kendinden, akıldan gayri her şeyin değeri ise akıldan kaynaklanır ve akıldan aldığı pay ölçüsünde değer taşır. Hadiste işaret edilen insan fiilinin mukayeseli değerlendirilmesinin esası da işte budur. Yani eylemlerde önemli olan hacimsel fazlalık değil; taşınan içerik ve anlamdır. Akıllı insanın görünüm itibariyle az bir eylemi, anlam itibariyle çok nitelikli olacağından, elbette ki, akılsızın görünüm ve nicelik itibariyle fazla olan olup içerik olarak küçük olan eyleminden daha değerli olacaktır.

    İkincisi; genel anlamdapeygamberlik makamına ulaşmanın, yani seçilmişliğin aklın kemale ermesinin ürünü oluşudur. Bu hadisten anlaşılıyor ki, sadece aklı kemale eren bir kimse, Allah'a en yakın kimse olduğundan Allah Teala tarafından, aklı henüz kemale ermemiş olan kullarına aklı kemale erdirmek hususunda rehberlik etmek üzere görevlendiriliyorlar. Demek ki, böylesi bir görevlendirme, aklın kemale ermesinin sonucudur. Özellikle de hadiste yer alan "Peygamberin içinde gizlediği, çaba gösterenlerin çaba gösterip ulaştığından daha üstündür" tabiri, aklın kemale ermesinin ilahi vahiy alma gibi, gayb kapısının açılmasında en etkin sebep olduğunu ve bu gibi makamlara çok ibadet etmek gibi çabalarla ulaşılamayacağını ortaya koymaktadır.

    Üçüncüsü; insanın Allah'a karşı yükümlülüğünü, güzel bir şekilde ve tam olarak yerine getirmesinin de ancak akla ve kavramaya bağlı olduğunu ifade etmektedir ki; bu açıdan anlam bakımından; "Allah'tan ancak bilgili kulları sakınır" [2]ayetiyle örtüşmektedir.

    12-Hişam bin Hakemden dedi ki; Ebu'l Hasan Musa bin Cafer (İmam Musa Kazım) aleyhisselam bana şöyle buyurdular:

    "Ey Hişam, Allah Tebareke ve Teala kitabında akıl ve düşünce sahiplerini müjdeleyerek; "Sözü dinleyip de en iyisine uyan kullarımı müjdele. Onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Ve onlar, gerçek akıl sahipleridirler."[3]buyurmuştur.

    Ey Hişam, Allah Tebareke ve Teala, insanlara akıl ile hücceti tamamlamış, peygamberlere beyan ile yardım etmiş ve onları nişanelerle rububiyyetine kılavuzlayarak şöyle buyurmuştur:

    "İlahınız bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O Rahman'dır Rahim'dir şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardıca gelip gidişinde, insanlara faydalı olacak şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah'ın yeryüzünü ölümünden sonra diriltmek ve orada her türden hayvanı yaymak üzere gökten indirdiği suda, rüzgarların yönlendirilmesinde ve gök ile yer arasında tutulan bulutta aklını kullanan bir topluluk için (Allah'ın birliği, ilmi, kudreti ve rububiyetine dair) nişaneler vardır"[4]

    Ey Hişam, Allah bu nişaneleri insanların kendisini tanıyıp bir yönetenleri olduğunu anlamaları için bir kılavuz kılmış ve şöyle buyurmuştur:

    "Gece ile gündüzü, Güneş ile Ayı O sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emriyle hizmetteler. Şüphesiz, bunda aklını çalıştıran bir topluluk için nişaneler vardır."[5]

    Yine buyurmuştur:

    "O, öyle bir mabuttur ki, sizi topraktan, sonra bir katre sudan, sonra bir kan pıhtısından yarattı. Sonra sizi çocuk olarak (ana karnından) çıkarır; sonra güçlü çağınıza eresiniz, sonra ihtiyar olasınız, sizden kimi de daha önce öldürülür, sonra belirlenmiş bir zamana ulaşasınız ve belki aklınızı çalıştırasınız diye (sizi yaşatır)"[6]

    Yine buyurmuştur:

    "Gece ile gündüzün birbiri ardıca gelişinde, Allah'ın yeryüzünü ölümünden sonra diriltmek üzere gökten indirdiği rızkta ve rüzgarların yönlendirilmesinde aklını kullanan bir topluluk için nişaneler vardır."[7]

    Yine buyurmuştur:

    "(Bilin ki Allah,) yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı çalıştırırsınız diye size nişaneler; açıklamışızdır."[8]

    Yine buyurmuştur:

    "(Ve yeryüzünde birbirine komşu kıt'alar,) üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurma ağaçları vardır ki, hepsi bir su ile sulanır ve biz ürünlerde bir kısmını bir kısmından üstün ederiz. Şüphesiz bunda, aklını kullanan bir topluluk için nişaneler vardır."[9]

    Yine buyurmuştur:

    "O'nun nişanelerindendir ki, korku ve umut olarak şimşeği size gösterir ve gökten bir su indirir de onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Şüphesiz bunda, aklını kullanan bir topluluk için nişaneler vardır."[10]

    Yine buyurmuştur:

    "De ki gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım (söyleyeyim): O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, yoksulluktan çocuklarınızı öldürmeyin, size de, onlara da biz rızk veriyoruz, çirkin işlere, açığına da, gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. Belki aklınızı kullanırsınız diye Allah bunları size tavsiye etmiştir."[11]

    Yine buyurmuştur:

    "Elinizin altında bulunan kölelerden, size verdiğimiz mallarda sizinle eşit olup, birbirinizden korktuğunuz gibi kendilerinden korktuğunuz ortaklarınız var mı?! İşte aklını kullanan bir topluluk için ayetlerimizi böyle ayrıntılandırırız."[12]

    Ey Hişam, sonra akıl sahiplerine öğüt vererek ahirete rağbet etmelerini istemiş ve şöyle buyurmuştur:

    "Dünya hayatı, ancak bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Korunup sakınanlar için ahiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?"[13]

    Ey Hişam, sonra aklı kullanmayanları, cezalandırmasından korkutmuş ve şöyle buyurmuştur:

    "Sonra ötekileri helak ettik. Siz sabah akşam onların yanından geçip gidiyorsunuz. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz.?"[14]

    Yine buyurmuştur:

    "Biz, sürekli yoldan çıkmaları nedeniyle bu şehrin halkının üzerine gökten bir azap indireceğiz. (dediler.) Andolsun biz, aklını kullanan bir topluluk için o şehirden geride apaçık bir nişane bırakmışızdır."[15]

    Ey Hişam, akıl ilimle birliktedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    "İnsanlara bu misalleri veriyoruz, fakat ilim sahiplerinden başka kimse onları akletmez."[16]

    Ey Hişam, sonra aklını kullanmayanları yermiş ve şöyle buyurmuştur:

    "Onlara; 'Allah'ın indirdiğine uyun' dendiği zaman; 'hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)'a uyarız; derler.' Acaba ataları hiçbir şeye akıl erdirmiyor ve doğru yolu bulamıyorlardıysa da mı,?!"[17]

    Yine şöyle buyurmuştur:

    "Kafirlerin durumu, bir çağırma ve bağırmadan başka bir şey işitmeyene bağıran kimsenin durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, dolaysıyla akılları da çalışmaz."[18]

    Yine buyurmuştur:

    "Onlardan seni dinleyenler de vardır. Fakat sen sağırlara mı duyuracaksın? Hele akıllarını da kullanmıyorlarsa!"[19]

    Yine buyurmuştur:

    "Yoksa onların çoğunun işittiğini ya da aklettiğini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler, hatta yolca daha sapıktırlar."[20]

    Yine buyurmuştur:

    "Onlar toplu olarak sizinle ancak kalelerle korunmuş şehirlerde veya duvarlar arkasından savaşırlar. Kendi aralarındaki savaşları ise çetindir. Sen onları toplu sanırsın, oysa kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akıllarını kullanmayan bir topluluk olmasındandır."[21]

    Yine buyurmuştur:

    "Siz Kitabı okuduğunuz halde... kendinizi unutuyor musunuz?" [22]

    Ey Hişam, sonra Allah çoğunluğu kınamış ve şöyle buyurmuştur:

    "Yeryüzündekilerin çoğunu dinleyecek olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar."[23]

    Yine buyurmuştur:

    "Andolsun, eğer onlara; ‘gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, mutlaka; Allah; derler. Deki: ‘hamt, Allah'a mahsustur; fakat çokları bilmezler."[24]

    Yine buyurmuştur:

    "Andolsun, eğer onlara; ‘kim gökten bir su indirdi de onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltti? diye sorsan, 'mutlaka, Allah' derler. De ki: ‘Hamt, Allah'a mahsustur.' Fakat çokları akıllarını kullanmazlar."[25]

    Ey Hişam, sonra azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur:

    "Kullarımdan şükredenler pek azdır."[26]

    Yine buyurmuştur:

    "Onlar (iman edip iyi işler yapanlar) da pek azdır."[27]

    Yine buyurmuştur:

    "Firavun ailesinden imanını gizleyen bir mümin adam şöyle dedi: "Siz bir adamı, 'Rabbim Allah'tır.' dediği için öldürecek misiniz?"[28]

    Yine buyurmuştur:

    "..... ve iman edenleri (gemiye yükle) zaten pek azı dışında onunla beraber iman eden olmadı."[29]

    Yine buyurmuştur:

    "... Ancak onların çoğu bilmez."[30]

    Yine buyurmuştur:

    "... ve onların çoğu aklını kullanmaz."[31]

    Yine buyurmuştur:

    ".... ve onların çoğu sezinlemez."

    Ey Hişam. Sonra akıl sahiplerini en güzel anmayla anmış ve en güzel süsle süslemiş ve şöyle buyurmuştur:

    "Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona çok hayır verilmiştir. Fakat akıl sahipleri dışında kimse öğüt almaz."[32]

    Yine buyurmuştur:

    "İlimde derinleşip sabitleşenler; ‘ona iman ettik, hepsi Rabbimizin katından dır.' derler. Fakat akıl sahipleri dışında kimse öğüt almaz."[33]

    Yine buyurmuştur:

    "Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ile gündüzün birbiri ardıca gelip gedişinde akıl sahipleri için nişaneler vardır."[34]

    Yine buyurmuştur:

    "Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, kör kimse gibi olur mu?! Ancak akıl sahipleri öğüt alır."[35]

    Yine buyurmuştur:

    "Yoksa ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak gece saatlerinde secde ederek ve ayakta durarak ibadet eden kimse (başkalarıyla bir) mi (olacak)? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır."[36]

    Yine buyurmuştur:

    "Kutlu bir kitaptır (bu). Onu sana indirdik ki, ayetleri üzerinde düşünsünler ve akıl sahipleri de öğüt alsın."[37]

    Yine buyurmuştur:

    "Andolsun ki biz, Musa'ya hidayeti verdik ve akıl sahipleri için hidayet ve öğüt olarak İsrail oğullarına kitabı miras bıraktık."[38]

    Yine buyurmuştur:

    "Hatırlat; şüphesiz hatırlatma iman edenlere fayda verir."[39]

    Ey Hişam, yine Allah Tela kitabında: "Bu kitapta kalbi olan kimse için bir hatırlatma vardır" [40]buyurmuştur. Ayette geçen kalp kelimesinden maksat, akıldır. Başka bir ayette de: "Andolsun ki biz, Lokman'a hikmet vermiştik." [41]buyurmuştur. Yanı anlayış ve akıl vermiştik.

    Ey Hişam, Lokman oğluna şunları söyledi: "Hak karşısında mütevazı ol ki, insanların en akıllısı olasın ki, hiç şüphesiz zeki insan hak karşısında boynu eğik olur. Oğulcuğum, dünya derin bir denizdir. Orada nice alemler batıp gitmiştir. O halde bu denizde senin gemin Allah korkusu, bu geminin donanımı iman; yelkeni tevekkül, kılavuzu ilim, dümeni de sabır olsun."

    Ey Hişam, hiç şüphesiz her şeyin bir kılavuzu vardır. Aklın kılavuzu da düşüncedir. Düşüncenin kılavuzu da suskunluktur. Her şeyin bir de bineği vardır. Aklın bineği de tevazudur. Yasaklandığın şeyleri işliyor olman ise, cahilliğinin belirtisi olarak yeterlidir.

    Ey Hişam, Allah, nebi ve resullerini kullarına Allah ile ilgili olarak sırf akıllarını kullansınlar diye göndermiştir. Bu bağlamda kullardan peygamberlere en güzel karşılığı verenleri, en güzel marifet sahipleri olurken; Allah'ın işini en iyi bilenleri de, akıl bakımından en güzel olanları olmuştur. Akıl bakımından en kamil olanları, dünya ve ahirette en yüce mertebelileri olmuşlardır.

    Ey Hişam, Allah'ın insanlara sunduğu iki kanıtı vardır. Biri açık, biri de gizlidir. Açık kanıt, resuller, nebiler ve imamlardır; gizli kanıt ise akıldır.

    Ey Hişam, akıllı insan o kimsedir ki, helal işlerle uğraşmak onu şükretmekten alıkoymaz; haramlar da sabrını kırmaz.

    Ey Hişam üç şeyi üç şeye musallat kılan kimse, aklını yıkmaya yardım etmiş gibidir. Uzun dünyevi beklentilerle düşünce nurunu karartanlar. Çok konuşup boşboğazlık etmekle hikmetinin tomurcuklarını mahvedenler. Nefsinin şehevi arzularıyla öğüt alma yeteneklerinin aydınlığını söndürenler. Böyle kimseler akıllarını yıkmak için hevalarına yardım etmiş gibidirler. Aklını yıkan kimse ise, hem dinini hem de dünyasını ifsat etmiş olur.

    Ey Hişam, sen kalbini Rabbinin emrini yerine getirmekten alıkoyduğun ve aklını yenilgiye uğratsın diye hevanın isteklerine uyduğun halde, hiç amelin Allah katında gelişir mi?

    Ey Hişam, yalnızlığa karşı sabır göstermek, aklın gücünün belirtisidir. Kim Allah'ı tanırsa, O'nu bilirse, dünya ehlini ve dünyayı arzulayanları terk eder; Allah katında olanları arzular. Allah da yalnızlıkta onun yoldaşı, teklikte onun arkadaşı, yoksullukta onun zenginliği ve kimi kimsesi olmadan izzetlendireni olur.

    Ey Hişam, hak, Allah'a itaat olunsun diye konmuştur; kurtuluş da ancak itaat etmekle sağlanır. İtaat de ilimle, ilim de öğrenmeyle, öğrenmek ise ancak akılla sağlama alınır. Rabbani alimden edinilenden başka da bilgi yoktur. İlmi tanımak ise ancak akılla olur.

    Ey Hişam, bir alimin işlediği az bir amel kabul görür ve katlanarak artar. Heva ve heveslerin peşinden gidenlerin, cahillerin işledikleri çok amel ise geri çevrilir.

    Ey Hişam, akıllı insan, hikmetle beraber olan dünyadan aza razı olur; dünyayla beraber olan hikmetten aza razı olmaz. Bu yüzden de karlı bir ticaret yapmıştır.

    Ey Hişam, akıllı insanlar, dünyanın fazlalıklarını terk etmişlerdir; günahları mı terk etmeyecekler? Kaldı ki dünyayı terk etmek erdemlikten, günahları terk etmekse farzlardandır.

    Ey Hişam, akıllı insan, dünyaya ve dünyadakilere baktı ve gördü ki, bunlar ancak meşakkatle elde edilebilir. Sonra ahirete baktı ve gördü ki, onu elde etmek de ancak meşakkatle mümkündür. O zaman zahmetiyle bunlardan en kalıcı olanını talep etmeye koyuldu.

    Ey Hişam, akıllı insanlar, dünyaya ilgisizleştiler; ahirete yöneldiler. Çünkü gördüler ki, dünya hem arayan hem de aranandır; ahirette de hem arayan hem de aranandır. Bir kimse ahireti ararsa, dünya da dünyadan payına düşen rızkı eksiksiz alıncaya kadar onu arar. Bir kimse de dünya peşine düşerse, ahiret de onun peşine düşer. Ve ölüm ansızın ona gelip çatar, böylece hem dünyasını hem de ahiretini altüst edip ifsat eder.

    Ey Hişam, malsız zenginlik, kıskançlıktan kurtulmuş huzurlu kalp ve dinde esenlik isteyen bir kimse, olgun ve eksiksiz bir akıl vermesi için Allah'a yakarmalıdır. Akleden insan ise, kendine yetene kanaat eder; kendisine yetene kanaat eden de kendisini başkasına muhtaç görmez. Kendisine yeterli olan şeye kanaat etmeyen kimse ise, ebediyen zenginlik bulamaz.

    Ey Hişam, Allah salih bir topluluğun: "Ey Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi haktan saptırma; katından bize bir rahmet bahşet; hiç şüphesiz sen çok bahşedensin" [42]dediklerini anlatıyor. Çünkü onlar, kalplerin haktan saptıklarını ve eski körlüklerine ve helaketlerine geri döndüklerini biliyorlardı. Allah'ı kavramayan kimse, Allah'tan korkmaz. Allah'ı kavrayıp idrak etmeyen kimse, kalbinde algılayacağı ve gerçekliğini hissedeceği sarsılmaz bir bilgi üzere sebat gösteremez. Sözleri, fiillerini doğrulayan ve gizlisi açığına uygun olan kimselerden başkası de bu dereceye erişemez. Çünkü Allah Tebareke ve Teala aklın gizlisini, ancak onun açığı ve konuşanıyla göstermiştir.

    Ey Hişam, Emir'ül Müminin (Ali bin Ebu Talib) şöyle derdi: "Allah'a akıldan daha üstün bir şeyle ibadet edilmiş değildir. Şu çeşitli hasletlere sahip olmadıkça da bir insanın aklı tamamlanmış olmaz. Küfür ve şer ondan beklenmez; rüşt ve hayır ise beklenir. Malının fazlasını dağıtır; sözünün fazlasını ise içinde tutar. Dünyadan aldığı pay ise sadece beslenmektir. Yaşamı boyunca kesinlikle ilme doymaz. Allah ile birlikte olan zillet, onun için başkasıyla birlikte olan izzetten daha sevimlidir. Tevazu, ona göre şereften daha hoştur. Başkasının sergilediği az miktardaki iyilikleri çok görür, kendisinin sergilediği çok miktardaki iyilikleri ise azımsar. Bütün insanları kendisinden daha iyi görür. Kendi yanında kendinin, insanların en kötüsü olduğunu düşünür. İşte bu dinin özüdür."

    Ey Hişam, akıllı insan, onda kendi yararı olsa dahi yalan söylemez.

    Ey Hişam, kişiliği olmayanın dini de olmaz. Aklı olmayanın da kişiliği olmaz. En yüksek mertebede olan insan, dünyayı kendisi için bir rütbe görmeyen kimsedir. Bilesiniz ki, bedenlerinizin asıl fiyatı cennettir; öyleyse bedenlerinizi cennetten başka bir fiyata satmayın.

    Ey Hişam, Emir'ül Müminin (Ali bin Ebu Talib) şöyle derdi: "Bir insanın akıllı olmasının belirtisi şu üç hasleti taşıyor olmasıdır: Bir soru sorulduğu zaman cevap verir. İnsanların konuşmakta aciz kaldıkları hususlarda konuşur. Ailesinin yararına olan görüşleri ortaya koyar. Bu üç hasletten üzerinde olmayan kimse ise ahmaktır."

    Yine Emir'ül Müminin (Ali bin Ebu Talib) demiştir ki: "Bir meclisin baş köşesine ancak bu üç özelliği yada bu özelliklerden birini üzerinde taşıyan kimse oturur. Bir kimsede bu özelliklerden bulunmadığı halde gidip meclisin baş köşesine oturursa o kimse ahmaktır."

    Hasan bin Ali (a.s) de şöyle demiştir: "Bir ihtiyacınızı gidermek istediğinizde, onu ehlinden isteyin." Orada hazır bulunanlar: "Ey Rebsulullah'ın oğlu, bunun ehli kimdir?" dediklerinde ise; dedi ki; "Allah'ın kitabında kıssalarını anlattığı, andığı ve haklarında: "Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünür" [43]dediği, akıl sahibi kimselerdir."

    Ali bin Hüseyin (a.s) da şöyle demiştir: "Salihlerle oturmak salih olmaya götürür. Alimlerin davranışları, akıl artırıcı etkinliğe sahiptir. Adil yöneticilere itaat etmek, onur ve izzeti tamamlar. Malı verimli kılmak da kişiliğin tamam oluşunu gösterir. Meşveret edene doğruyu göstermek, nimetin hakkını vermektir. Başkasına eziyetten geri durmak, aklın kemalindendir; bedenin dünya ve ahirette rahat etmesi de buna bağlıdır."

    Ey Hişam, akıllı insan, kendisini yalanlamasından endişe ettiği kimseye söz söylemez. Vermemesinden korktuğu bir kimseden, bir şey istemez. Güç yetiremeyeceği şeyi vaat etmez. Hakkettiğinden fazlasını ummaz. Üstesinden gelemeyip elden kaçıracağından korktuğu şeyi, gerçekleştirmeye kalkışmaz."

    Ehl-i Beyt menşeli bu hadis, aklın değer ve konumunu çeşitli boyutlarıyla beyan eden çok önemli hadislerden bir diğeridir. Bu hadis, aynı zamanda Türkçe'mize kazandırılan; "Tuhaf-ül Ukul" ve Ehl-i Beyt mektebinin büyük hadis kaynaklarından yüz on ciltten oluşan; "Bihar-ül Envar" kitaplarında da yer almaktadır. Hadisin Tuhaf'ul Ukul'daki nakli buradakinden daha geniş iken, Bihar'ül Envar kitabındaki nakli ondan da geniş ve kamildir.

    Hadiste yer alan nüktelere gelince, gerçekten de bu hadis, her müessirin kendi kimlik, şahsiyet ve liyakatine uygun eser ortaya koyması açısından, Ehl-i Beyt'in nuraniyetini, ilahi teyitli olduklarını ve seçilmişliklerini ortaya koyan açık belgelerden bir diğeridir. Onda akıl sahiplerinin ders alabilecekleri çok değerli nükteler ve yararlanabilecekleri çok değerli öğütler vardır. Bizim bütün bu nükte ve öğütlere teker teker işaret edip üzerinde durmamız, olanaksız olduğu gibi, aslında gereksizdir de. Çünkü zaten hadisin kendi, şerhe ihtiyaç bırakmayacak kadar açık olmakla birlikte, aslında 'hadis baştan sona nükteler ve inciler dizisidir' denebilir. Dolayısıyla herhangi bir açıklama yapmadan aziz okurları bu değerli hadis üzerinde düşünmeye ve gerekli öğüt ve dersleri almaya davet ediyoruz


    [1]- Al-i İmran/ 7

    [2]- Fatır/28.

    [3]Zümer 17-18

    [4]Bakara 163-164

    [5]-Nahl-12.

    [6]- Mümin-67.

    [7]-Casiye-5.

    [8]-Hadid-17.

    [9]-Ra’d-4.

    [10]-Rum-24.

    [11]-En’am-151.

    [12]-Rum-28.

    [13]-En’am-32.

    [14]-Saffat-136-138.

    [15]- Ankebut-34-35.

    [16]-Ankebut-43.

    [17]-Bakara-170.

    [18]-Bakara-171.

    [19]-Yunus-42.

    [20]-Furkan-44.

    [21]-Haşr-14.

    [22]-Bakara-44.

    [23]-En’am-116.

    [24]-Lokman-25.

    [25]-Ankebut-63.

    [26]-Sebe-13.

    [27]-Sad-24.

    [28]-Mümin-28.

    [29]-Hud-40.

    [30]-En’am-37.

    [31]-Maide-103.

    [32]-Bakara-269.

    [33]-Al-i İmran-7.

    [34]-Al-i imran-190.

    [35]-Ra’d-19.

    [36]-Zümer-9.

    [37]-Sad-29.

    [38]-Mümin-53-54.

    [39]-Zariyat-55.

    [40]- Kaf/37.

    [41]- Lokman/12.

    [42]- Al-i İmran/8.

    [43]- Zümer/9.

     
    Firstname :
    Lastname :
    E-Mail :
     
    OpinionText :
    AvrRate :
    %0
    CountRate :
    0
    Rating :