Çok Yalan Söylemek
Allah Resulü, İmam Sadık ve İmam Rıza (a.s), yalan söylemeyi büyük günahlardan, hatta büyük günahların en büyüklerinden saymışlardır.[1]
Yalanın en çirkin mertebesi ise, Allah’a, peygamberlere, imamlara ve semavi kitaplara yalan isnat ederek, insanlardan bir çoğunun sapmasına neden olmaktır.
Küfür ve şirk önderleri, tarih boyunca yalan atarak, yalanlarını ilim ve felsefe adı altında ortaya koyarak insanlardan bir çoğunu hak dine yönelmekten, peygamberlere iman etmekten ve ahiret gününe yakin etmekten alıkoymuşlardır.
Bu hilekar şeytanlar, din öğreten vesveseciler, hakikatten uzak konuları ve ilgisiz işleri uydurarak, insanların bir çoğunun, hidayet ve doğru yola girmesine engel olmuşlardır.
Bunlar yalan söyleyerek, her batıl konuyu insanların gözünde hak olarak göstermiş ve her hakkı da insanların gözünden düşürmüşlerdir.
Bunlar tarih boyunca semavi kitapları inkara yeltenmişlerdir. Bu kitapların Hak Teala’nın mukaddes dergahından beşerin hidayeti için indiğini inkar etmişlerdir. Bu semavi ayetler karşısında mümkün olan her yolla direnmiş, insanların kulağına Allah tarafından hiçbir şeyin inmediğini fısıldamışlardır.[2]
Bunlar insanları, Hakk’ın hidayet feyzinden mahrum bırakmak, dünya ve ahiret saadetinden uzak düşürmek için bütün ilahi peygamberlere iftirada bulunmuşlardır. O doğru söyleyen kimseleri yalancı saymışlardır. Dirayet ve akıl sahiplerini sihirbaz ve cadı olarak adlandırmışlardır. Ruh esenliği açısından bütün insanlar arasında eşsiz olan bu yüce çehreleri delilik ve cinnetle itham etmişlerdir.
Bunlar her türlü tehlikeli yalanlara sarılmaktadırlar. Kirli ve cinayetkar elleriyle hakikatlerin kavramlarını ve anlamlarını tahrife yeltenmişlerdir. Hatta Tevrat ve İncil’in kelime ve cümlelerini bile haince tahrif etmişlerdir. O hidayet kitaplarını şirk, küfür ve sapıklık haline getirmişlerdir. Eğer güçleri yetecek olsaydı ve de varlık aleminin mutlak koruyucusu olan Hak Teala’nın koruması olmasaydı, Kur’ân’ın zahirini de diğer semavi kitaplar gibi tahrif edeceklerdi. Onlar, insanları saptırmak için ayetlerin anlamlarını tahrif etmek hususunda hayâ etmemişler, bu işin tehlikeli sonuçlarından korkmamışlar ve kıyamette Allah’ın acı azabından ürkmemişlerdir.
Bunlar, Sakife hükümetinin zalimane temellerini sağlamlaştırmak, Ümeyye oğullarını ve Abbas oğullarını insanların sırtına bindirmek, insanları hak yoldan uzaklaştırmak, Peygamber’in (s.a.a) Ehl-i Beytini evine kapatmak, insanları Peygamberin gerçek halifesi olan İmamların ilim ve öğretilerinden mahrum kılmak için büyük bir hadis uydurma fabrikasını kurdular. Ümeyye oğullarının ve Abbas oğullarının altın ve gücü vesilesiyle İslam kültürü adına yaklaşık bir milyon uydurma hadis ve rivayeti, büyük İslam Peygamberine (s.a.a) isnat ettiler. Bu konuda kitaplar yazarak ümmete sundular. Eğer İmamlar’ın, özellikle de İmam Sadık’ın ve İmam Bakır’ın (a.s) ilmi kıyamları olmasaydı ve Ehl-i Beyt (a.s) mektebinde yetişenler özellikle de alim, fakih, usul alimleri ve Şii filozofların günümüze kadar çektikleri zahmetler olmasaydı, Şia da mecburen, Abbas oğulları ve Ümeyye oğulları ekolünün hilekarlarının uydurduğu bazı hadisleri kabul etmek zorunda kalırlardı.
Ama masum İmamlar (a.s) vesilesiyle, ashaba, alimlere ve fakihlere verilen hak ve batılı ayırma vesilesi, Allah Resulüne (s.a.a) isnat edilen yalanları kabul etmelerini engelledi ve neticede de Muhammedi halis İslam, İmamlar (a.s) vesilesiyle ve Şii alimlerinin değerli zahmetleriyle, hainlerin ve hadis uyduranların tahrifinden korunmuş oldu. Böylece kıyamete kadar Allah’ın insanlar üzerindeki hücceti tamamlanmıştır. Hiç kimse mahşer günü Muhammedi halis İslam dininden uzak kalma hususunda bir özür bulamayacaktır. Her türlü elbise altına giren bu yalancı hainler, bu son iki yüz yılda Asya’da, Avrupa’da ve Amerika’da farklı ilim dallarında ve siyaset pazarında, maddi ve manevi sahnelerde okyanuslar dolu yalan söylediler.
Aklın kabul gördüğü bir renge bürünerek, bunları bütün toplumlara yutturdular. Bu yolla, milyarlarca insanı, ilmi medreselerde, siyasi işlerde, maddi boyutlarda, tüketim pazarında, haktan uzaklaştırma hususunda kandırdılar. Yalan sözler söyleyerek, gençlerin beğendiği bir renge bürünerek: “Din milletlerin afyonudur, insana layık olan hükümet, çağdaş ve çoğunluğa dayalı hükümettir. İlim anahtarı, sorunları çözmektedir. Allah’ın kullar üzerindeki hükümeti olan salihlerin hükümeti yerine demokrasi ve özgürlük, insanların insanlara hükmetmesi, liberalist, medeni toplum” sözleriyle milyarlarca insanı komünist, laik ve dinsiz kılmışlardır. Geriye kalan kimseleri de hayret ve şaşkınlığa düşürmüşlerdir.
Özetle insanların çoğunu, hak ve hakikatten uzak kılmış, gerçek müminleri bütün ülkelerde yırtıcı hayvanlar arasında kalan mazluma koyunlar gibi belaya duçar kılmışlardır. Müminleri, imani ve ahlaki tüm alanlarda alaya almışlar, yeryüzünü bütün boyutlarıyla fesat, helak, aldatma ve zorbalığa maruz kılmışlardır.
Ey değerli okuyucular! Hak ve hakikat kitabı, bir nur, hidayet, şifa ve sağlam kitap olan Kur’ân-ı Kerim’in varlığının derinliklerinden şöyle feryat etmesine hak veriniz: “Allah’ın lânetinin yalancılara olmasını dileyelim.””[3]
Hakeza Kur’ân-ı Kerim, haklı olarak şöyle feryat etmektedir: “Allah şüphesiz yalancı ve kafir kimseyi doğru yola eriştirmez.”[4]
Sizler, İslam Peygamberi’nin ve temiz Ehl-i Beyti’nin küçük veya büyük, maddi veya manevi birçok alanda yalan söylemek hususunda, aşağıdaki satırlarda yer alan birçok önemli rivayetleri insanlara sunmak hususunda, onlara hak veriniz:
“Sizlere günahların en büyüğünü haber vermeyeyim mi?”Ashap şöyle arzetti: “Evet, haber ver ey Allah’ın Resulü!” Allah Resulü şöyle buyurdu: “Allah’a şirk koşmak, anne ve ve babaya karşı çıkmak.”
Peygamber (s.a.a) bu sözü söylerken yaslanmıştı. Daha sonra oturdu ve şöyle buyurdu: “Biliniz ki yalan söylemek…”[5]
Hakeza Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Sözlerin en kötüsü, yalan sözdür.”[6]
Hakeza Allah Resulü’nden (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “İnsanlardan mürüvveti en az olan kimse, yalan söyleyen kimsedir.”[7]
Birisi Allah Resulü’ne (s.a.a) şöyle arzetti: “Mümin korkar mı?” Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Evet!”O şahıs: “Cimri olur mu?” diye arz edince de Peygamber: “Evet”dedi. O şahıs: “Yalan söyler mi?” diye arz edince Peygamber (s.a.a): “Asla!”diye buyurdu.[8]
Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsan, şaka veya ciddi yalanı terk etmedikçe, imanın tadını alamaz.”
Hakeza Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yalandan daha çirkin bir şey yoktur.”[9]
Hakeza, Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Doğruluk emanettir, yalan ise hıyanettir.”[10]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve celil olan Allah, kötüler için bir takım kilitler karar kılmıştır. Bu kilitlerin anahtarları şaraptır. Şaraptan daha kötüsü ise yalandır.”[11]
Hz. Musa (a.s) Allah’a şöyle arzetti: “Kullarından hangisi amel açısından daha iyidir?” Allah (c.c) şöyle buyurdu: “Dili yalan söylemeyen, kalbi haktan sapmayan ve zina etmeyen kimse.”[12]
Dini öğretilerde şöyle yer almıştır: “Yalan söyleyen kimse fasıktır. Yalan söyleyen kimse meleklerin lanetine maruzdur. Yalan söyleyen kimsenin ağzı kötü kokar, yalancı kimse imansızdır. Yalancı kimse Allah’ın lanet, gazap ve kahrına uğrar. Yalan söyleyen kimse, kara yüzlüdür. Yalan söyleyen kimse facirdir. Yalan söyleyen kimse münafıktır. Yalan söylemek en büyük günahlardandır. Yalan söyleyen kimse, dostluğa ve arkadaşlığa layık değildir. Yalan söyleyen kimse, Hak Teala’nın hidayetinden mahrumdur. Yalan söyleyen kimse, zahir açısından insandır, ama batını ise eti yenmeyen hayvan gibidir.”
[1]- Yalan ile ilgili rivayetler, Kafi, c. 2, s. 38; Vesail’uş- Şia, c. 12, s. 243, 138. bab; Müstedrek’ül- Vesail, c. 9, s. 83, 120. bab, Bihar’ul- Envar, c. 69, s. 232, 114. babda detaylı bir şekilde yer almıştır.
[2]- Yasin, 15
[3]- Al-i İmran, 61
[4]- Zümer, 3
[5]- Müstedrek’ül- Vesail, c. 17, s. 416, 6. bab, 21714. hadis
[6]- Bihar’ul- Envar, c. 49, s. 259, 114. bab, 25. hadis
[7]- Bihar’ul- Envar, c. 69, s. 259, 114. bab, 21. hadis
[8]- Bihar’ul- Envar, c. 69, s. 262, 114. bab, 40. hadis
[9]- Tevhid-i Saduk, s. 72, Bab’ut- Tevhid ve Nefy’it- Teşbih
[10]- Bihar’ul- Envar, c. 46, s. 261, 114. bab, 37. hadis
[11]- Bihar’ul- Envar, c. 69, s. 261, 114. bab, 38. hadis
[12]- Cami’ul- Ahbar, s. 173